06 Kasım 2009 by SenYag
Uyanmak


Sabahları insan gözyaşıyla uyanır hayata, güneşin doğuşuna inat seyreder vaktin akışı. Zaman almış başını dörtnala koşar, dizginleri kaçırmışızdır elimizden. Ne de zormuş uyanık kalmak yaşananlara. Şimdi hiçbir ıhlamur açmaz ruhunun yorgunluğunu. Birden silkinirde durur, vücudunda tutunan beyaz yalanlar. Söze lüzum kalmaz, fark edilir bir yokluktur, asıl olan. Doğadan beslenen vefakâr bir kuş gibi kanatlanır gözyaşı, sabahın derinliğinden akşamın karanlığına kadar. Bazı sabahlarda insan, geçmişten kalan acılarıyla uyanır ve sorgular gölgede kalan hataları. Susar tüm soluklar, irkilir tüm yalanlar ve cana kıyılması kadar hüzünlü kalır insan. Martılar kahvaltıdadır, geceden kalan mum soluksuz, etrafı aydınlatmakta güçsüz kalır. Oysa daha birkaç saat önce, o değil miydi, tüm odayı aydınlatan. Düşündüren sözler yankılanır odanda ve sen sağırsındır artık. Duyulacak sözün kalmamış, kader tutsağı kalbin ritmini yavaşlatmıştır. Sessiz ve sakin dinlersin sabah çalan saatini. Kum akar boğazından aşağı, beynin yontulmuştur. Hüzünlü bir şiir çınlar kulaklarının ardında. Sabah haberlerinde seni bağırır tüm sunucular; hayattan firari, zamandan soyutlanmış uykusuz genç daha bulunamadı, diye. Sen hafifçe çevirdiğin başınla, bağırırsın ‘o benim’ diye. Her insanın arada sırada oluğu gibi bazı sabahlara çaresiz uyanır, yapacak hiçbir şeyi kalmamışcasına umursamazlık kalır gözbebeklerinde. Rüyaların sahteliğine inanmak zor gelir ama asıl olan sahteliğin kendini sahteden saymanın ta kendisidir. Bir anda hüzün dolar toprağa ve güneş küsmüştür tüm doğaya. Yağmurdur pencerene dokunan. Usul usul pervazında sabahın, kalkamazsın uykunun hantallığından ve düşünürsün yatağın bir köşesinde ağır. Gözünde birkaç kepek kalır, sen içini acıtırsın ve yalnızlığını anlarsın. Yoncalar sert rüzgârda dağılır ve meyveler sonbaharda olgunlaşır. Sen sanma ki sonbahar mevsimlerin en yaşlısıdır. Çoğu şair bu mevsimde bulur bütün çocukluğunu. Sen durursun, yağmur vuran pencerenin önünde, kapının eşiğine koyduğun leylaklar, seni söyler cefakâr türkülerinde ve yalnızlığını hissedersin her nefesinde. Uzun uğraşlarla gelebildiğin sabaha sitem edersin, sabahında uyandığın deryaya küser gözlerin. Kapıda komşuların sıraya girmiştir. Ödemediğin günahların hesabını sormaya hepsi kefildir ve kapını döver her laf, senin daha yeni uyandığın sabaha. Bazı sabahlar bende yorgun uyanırım, içimde kapatılamaz bir boşluk vardır. Yeni doğan güne inat gözkapaklarım en ağır ihtişamla kapanır. İnsanlar fütursuzca atılan adımlarına başlar sabahın köründe. Koşacak sanki bir sebep varmış gibi hızlı adımlarla kat ederler yolun yarısını. Dünya onlara dar gelir, sığmazlar içine, bin bir türlü gösterişle kandırırlar kendilerini. Yaşayabilmek için dünyada, kazık ararlar heyecanla. Ama nafile bunlar, suskunluk bilmemekten değil, bazı şeylerin farkına varabilmekten. Sabahlara küsersin ağır soluklu bir romandan alıntılar taşır nefesin ve yorulursun. Kuş konmaz pencerenden perdeleri atarsın, soluğunu alırsın, sana ihtişamla sunulmuş sınırsız hayattan ve uyanırsın alnında bin bir ter, içinde kapatılmayan bir boşluk, kanında dolaşan alyuvarlar bitkin ve sen yaşama sevincinden bihaber. Sabahlara insan soluksuz bir güvercin gibi hassas uyanır bazen. Önüne atılacak bir yalan yutulacak başka bir hayal kalmamıştır. Yorulur ve yoksul olursun sen. En iyisi mi bir daha uyanmak isteme benlen.


read more

 
29 Ekim 2009 by SenYag
Eylül oluyor

Eylül oluyor ve sen gidiyorsun. Bütün yeşil yapraklarda senin peşinden gidiyor. Susuyor konuşamıyor dilim damağım kuruyor gidişinin ardından. Seslerini çalıyor tüm kuş çığlıkları, hüzün doluyor, ağlıyorum. Eylül oluyor ve sen gidiyorsun. Meyveler senin gidişinle olgunlaşıyor. Bulutlar sensizliğe ağlamakta, güneş sırf senin yüzünden bütün insanlıkla köşke kapmaca oynamakta, oynaşmalar son yemeğin tadı kıvamında.


Ve sen gidiyorsun, beyaz bulutları peşinden sürükleyerek gidiyorsun. Hiçbir şeyi umursamadan gidiyorsun. Bir mumun ardına düşen tüm yalnızlıkları yalnız bırakarak gidiyorsun. Gitme demek gelmiyor içimizden. Gitmenle bitiyor tüm kâinat üstümüzden. Ağaçlar çıplak kalıyor sensiz, ruhumuz çıplak kalıyor sensiz, kimse kral çıplak demiyor, üslubu yüksek yüzlerden kesintisiz. Ve sen gidiyorsun, aylarda peşinden gidiyor. Zaman mekân dinlemeksizin ben hep yorgun ve yoksul, ben hep suskun ve susuz. Kaldırım taşlarıyla sırdaş, meraklı gözlerle hasım oluyorum. Eylül oluyor ve sen her zaman gidiyorsun. Nerede şimdi o baharın cıvıltılı sevdaları, nerede Kanlıca yenen yoğurdun tadı. Neredesin şimdi sen. Neden her eylül kaçıp gidiyorsun benden. Artık Eylül’ü sevmiyorum, senin yüzünden. Kuşlar göç etmekle meşgul, ben onları saymakla. Rüzgâr yaprakları savurmakta, ben savrulan yaprakları yeniden yerine dikmekle meşgul. Bir iplik misali dikişsiz dikenim, şu senin gittiğin rüyada serseri gibi dolaşan b,r bedeviyim.
Eylül oluyor ve sen ardına bakmadan gidiyorsun. Ve toprak kararıyor. Kadınlar çocuklarını mağaralarına sokmakla sorumlu, ben onları korkutmakla. Her eylül böyle oluyor, sokak lambaları benimle birlikte yanmamak için can atıyor. Ve sen gittiğin yerden bir türlü dönmüyorsun. Nereye gidiyorsun, anlamak mümkün değil. Tüm meyvelerin olgunlaşması gibi tırnaklarımda olgunlaşıyor sensiz. Ve sen geri dönmüyorsun. Eylül oluyor ve ben daha bir karamsar oluyorum. Artık hiç Eylül osun istemiyorum. İçimden gelmiyor sensiz Eylül yapraklarını geri yerine dikmek. Toprağı kazarcasına yeniden eşelemek. Eylül olmasın artık. Çıkaralım şu ayı takvimden. Gelmesin bir daha hiç. Çocuklar heyecanla yeniden sokaklarda oynasın. Tüm yaprakları geri yerine dikecek hal kalmadı bende. Gelmesin bir daha şu Eylül bu takvimde. Hiç eylül olmasın artık tüm memleketlerde.
Ve Eylül oluyor, yalnızlığım bir canın hortladığı gibi yeniden hortluyor. Eylül oluyor ve sen bir meçhule gidiyorsun. Gidişin toprak harflerle kalbime kazınıyor.


21 Eylül 2009 Çorum Manşet Gazatesinde yayınlandı...

read more

 
by SenYag
Gelişim ve Değişim


Başbakan R. T. Erdoğan, ikili ilişkiler ve bölgesel sorunları değerlendirmeye yönelik yapmış olduğu Tahran ziyaretinde yaptığı açıklamada: "Bölgede İran’la birlikte yapacağımız çok şeyler var".
Bu söz aslında o kadar basit ve sebepsiz değil. Uluslar arası dinamikler göze alındığında dünya siyasetinde atılacak büyük bir adımdır. Çünkü tarihe bakıldığında hep orta doğuya hakim olan devletler süper güç olabilmiştir. Türkiye’nin süper güç olma yolunda atacağı ilk adım olan orta doğunun ağabeyliği yani bölgesel güç görevi, bu konuda çok önemli ve büyük bir adımdır.


Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren dış politikasını belirleyen ‘batıcılık’, bir anlamda doğu-batı ekseninde var olan Türkiye’nin, artık jeopolitik konumunu kullanarak yeni bir dış politikaya doğru büyüme eğiliminde olduğunun kanıtıdır.
Ülkemizin kuruluş yıllarında var olan ulusal ve uluslar arası şartlar gereği ‘yurtta sulh cihanda sulh’ stratejisinin gelişim seyredip, ‘yurtta sulh, cihanda sulh, orta doğuda Türkiye’ stratejisine doğru adım attığı gerçeği biraz daha ön plana çıkmaktadır.
Türkiye’nin sadece batıya dönük bir dış politikada seyretmesi uluslararası ilişkiler uzmanlarını tedirgin etmekteydi. Zira Türkiye AB tarafından dışlanır veya kendiliğinden vazgeçerse dönecek bir tarafı olamayacağından Uluslar arası ortamda yalnız kalmak zorunda kalacaktı.
Erdoğan’ın İran ziyaretinden anlaşılacağı üzere Türkiye orta doğuda bölgesel güç olmak için nabız yoklamakta. Fikir alışverişinde bulunmaktadır.
Türkiye’nin gelişimini istemeyen, kişisel çıkarının azalacağını düşünen, bazı batı yanlısı insanlar, Türkiye’nin batı’dan ayrılarak yüzünü doğuya döneceğini ima edecekler. Atatürk’ün çizdiği politikadan ayrılacağımızı ve bunun Atatürk’e yapılan büyük bir yanlış olduğunu söyleyecekler. Kısacası bağnazlık yapacaklar ve değişen uluslar arası dinamikleri değerlendirmekten aciz kalacaklardır.
Değişen dünyada Türkiye’nin dış politikasını değiştirmek zorunda olduğunun farkına varamayacaklardır. İşte tam burada halkın olaya sağduyuyla yaklaşması, düşünerek konuşması gerekecektir. Olayların analizini yaparken daha çok araştırma yapmaları gerekecektir. Bu yeni dış politik gelişim Türkiye’yi hem Batıya hem Doğu’ya hitap eden bir devlet haline getireceği unutulmamalıdır.
Türkiye doğu-batı ekseninde yapacağı köprülük görevinde, elinde ki kozların artığını görecek ve uluslar arası ortamda sözü daha çok dinlenen bir ülke olacaktır.
Atatürk’ün dış politika konusunda Rusya için sarf ettiği düşüncesi bugün Türkiye’nin bugünkü gelişimini desteklemekte bize örnek olacaktır;
"Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bu gün Rusya'nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir, işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak... Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihîmiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir."

30 Ekim 2009 tarihinde Manşet gaztesinde yayınlandı.


read more

 
26 Ekim 2009 by SenYag
Google Ofisleri....

Google Ofislerinin fotoları....


ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_1.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_2.jpg
ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_3.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_4.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_5.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_6.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_7.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_8.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_9.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_10.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_11.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_12.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_13.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_14.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_15.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_16.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_17.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_19.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_20.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_21.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_22.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_23.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_25.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_27.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_28.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_29.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_30.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_31.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_32.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_33.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_34.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_35.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_36.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_37.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_38.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_39.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_40.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_41.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_42.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_43.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_45.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_46.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_47.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_48.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_49.jpg

ofis_google_v_cjurikhe_50_foto_50.jpg


read more

 
24 Ekim 2009 by SenYag
Karın altında


Kış geçti kalbimin üstünden, kardan adamlar yaptım ruhumun en derinlerinde. Yağmur yağsa öksüz bir kış akşamında, süzülür martılar tenhanın kör noktalarında. Tüm şarkılarda senin adın çınlar. Gözbebeklerimde resminin aynası var, aydınlıklar yanar her an. Söz söylemez bir kırlangıç misali zülüflerini döker gül taneleri. Yapışkan ruhumun derinliklerinde leylaklarla bir gezerim. Kar yağar sabahları caddelere, ben caddelerde uyanırım.
Sonbahardan kalan anılarım depreşir dengesizce. Ansız titremeler gelir gönlümün köksüz damarlarında. Seni düşündükçe düşüncelerim, beynimi yiyen kurtlar gibi serseri dolaşır meydanlarda. Sen şimdi gittin, kar yağdı kardan adamların üstüne. Kansız kalan tüm adamlar senin adını anar oldu. Yalnız ve sefil kalmışken, kaldırımlarla sevdalarım kardeş olmuş. Hüzün dolu şarkılar çalıyor radyolarda, ajanslarda senin adın firari diye sunulmakta. Ben hayretle pencereme konan damlaları seyrederken, kan kusar yalnızlıklar serserilere katar beni. Yaşanmışlıklar dolaşır tenhalarda. Tenden gelen her can kırıkları, candan esen bir rüzgâr gibi köşe bucak oynar bulutlarda. Ben bir serseri, ben bir dilenciyim. Ben özgürlüğümü bir kadına terk etmiş delinin tekiyim. Hırsız gibi kışın ortasında deliksiz cinayetler arayan rüzgâr, kapının eşiğinden içeri sızarda durur. Takvim oynaşmakta, yerler kaygan. Suskunluk diz boyu. Ben yalnız, ben yoksul, ben hüzünlü bir gökyüzüyüm. Tüm bulutlar bana değince ağlar. Tüm yanlışlıklar benden yüz bulur.

Kışın karın altında kaldı kalbim. Kim bilir belki üstünde çocuklar, altında bir fidan can buldu. Sonbahardan kalan yapraklarla sarıldı göğün gövdesi. Bir dehliz yuttu yavaşça bütün sergüzeştliği. Kadınlar şarkılar söyler gökyüzünün tenhalarında, semaya bakarken yüzleri beni bulurlar göz bebeklerinin içinde. Seninle gökyüzümüz aynı değil midir nedir? Hem her yerde senin yüzün, hem de her gördüğün başka bir yüz. Çelişkiler yaşıyor bulutlarım, yağmur yağıyor, hüzünleniyorum. Fidanları besleyen bir bulut olmak, şarkılarda duyulan sessizlik olmak ve her dakikanı harcadığın bir fikir olmak ne de zor geliyor artık. Kışları sevmiyorum. Yağmuru sevmiyorum. Bulutları rüzgârı, ayrılık tohumları eken dağları sevmiyorum artık. Tıpkı seni sevmediğim gibi. Kışları şairler erken ölürmüş derlerdi de inanmazdı şu ruhum. Bir mumun ayaza uğraması gibi sarsıldım da örgendim bunu. Kışın karın arlında kalmayacak kalbim.


___

read more

 
04 Ekim 2009 by SenYag
Neyin Açılımı


Basında bugüne kadar çokça konuşulan Kürt açılımı konusu hakkında bende birkaç kelime etmek isterim. Bu konu sündürülüp, genişlettikçe, açılımın içeriğinin ne olduğu açıklanmadıkça, bu ülkeye zarar verme oranı o kadar artmaktadır. Bunun bilincinde olduğum için olayı fazla içleştirmeyeceğim.
Bilindiği üzere ortada bir Kürt açılımı lafıdır dönüp duruyor. Her ağızdan binlerce söz fışkırıyor. Ama yetkililer bu konuda herhangi bir açıklama yapmış değiller. Kürt açılımının ne olduğunu bir türlü anlayamadık. Gelinen bu noktada Kürtlerin ne sorunu varmış, hangi demokratik açılım hangi sorun için isteniyor, merak ediyoruz?

Sadece Kürt açılımının demokratik bir açılım olacağı konusunda genel bir fikir mevcut. Ama detaylar henüz netleşmedi. Bu sebeple de bu yazımın iki farklı sonucu olabilir. Sonuç ya iyi olacak ya da kötü. Bu bağlamda Kürt açılımının çok ince bir çizgi üzerinde sağa sola sapmadan ilerlemesi gerek.

Bir Türk'ün sahip olduğu hangi hakka bir Kürt sahip değil, bu sorunun bir cevabı var mı sizce? Ben kendimden örnek verecek olursam. Doğduğumda devletin hastanesini kullandım. Okuma yazmayı öğrenmek için okuluna gittim. Her hangi bir sınav için başvurduğumda sen Kürt’sün katılamazsın gibi bir tepkiyle karşılaşmadım. Üniversiteye herkes gibi bende girebildim. Uluslar arası ilişkiler bölümünü okudum. Şuan da gazetede yazı yazabiliyorum. Bunları yaparken bu işi sadece Türkler yapar, sen Kürt’sün bu işi yapmaya hakkın yok gibi bir durumla karşılaşmadım. Öyleyse ortada ne bir Kürt sorunu, ne de etnik bir ayrım söz konusu değil. Kürt’ü Türk’ten ayıran bir kanun yok. Tek fark kültürel bir fark, buda hiç kimseye faydadan başka bir şey getirmez.

Lakin Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda bir sorunu olduğu da kesin. Bu sorun, doğuda ki sorunlardan faydalanarak kendini nemalayan PKK’nın Kürtlüğün ezildiğini ima ederek kendine prim yapması ve birkaç insanı kandırıp peşinden sürüklemesidir. Kürtlük sadece PKK’nın elinde ki kozlardan sadece birisidir. Siz PKK’yı bitirmek için Kürtleri onların kıskacından kurtarmak istemeniz güzel bir şey fakat PKK’nın Kürtlüğü kullanarak kendine fayda sağlamamasını, zamanla arkasına alacağı kabul edilebilir bir ideoloji bulamayıp yok olmasını isterken bütün Kürtleri, PKK’nın kucağına ittiğinizin farkında değil misiniz? Yarın bir gün bu Kürt açılımı sözü ile Kürtlere sağladığınız imtiyazlar, örgütün farklı bir ideoloji bulup yaşamaya halen devam ettirebildiği durumda nasıl ters tepeceğini tahmin edebilir misiniz? Bütün Kürtler PKK’lı olarak lanse edilir. Halkın içinde büyük bir hırs, ayrım oluşur ve kavga başlar. PKK yıllarca doğu’nun gelişmesine engel oldu. Okul yapıldı onu yıktı, sağlık ocağı yapıldı onu yıktı. Sırf Kürtlüğü kullanabilmek için kendinin savunduğunu iddia ettiği halkı sefalete kendi sürükledi. Aksi taktirde onları kullanamazdı. Bugünse sanki gerçekten PKK, Kürtlerin hakkını savunuyormuş gibi onların talepleri basında dile getiriliyor. Belki devlet bunu kabul etmiyor ama halka gösterilen PKK ile pazarlık yapıldığı olunca, konunun halk tabanında ki yeri sabitleşiyor. Buda ilerde öngörülen ayrıma gitmede ki ilk adım olur. Aslında temel alınacak hedef açılımın çözüme dönüşebilmesi için işin neresinden başlanması gerekiyor. Ayrıca bu sorunun çözüme ulaşabilmesi için konunun insani boyutuyla ele alınması sorunlu bir gereksinim.

Kürt açılımı, devletin ip’in üstünde cambazlık yapmasıdır. En ufak bir taşkınlıkta cambaz düşer ve eğer ip’in altında file yoksa cambaz ölür. Devleti ip’in üstünde yürütmek istemiyorsak olayları daha sıkı dokumalıyız. İnce düşünmeliyiz. Bugün’ü kurtarmak isterken geleceği yakmamalıyız. Bu ülkede milyonlarca Kürt var, PKK’yı desteklemeyen, vatanına, bayrağına, milletine bağlı. Bu insanların hiçbir sorunu yokken ortada bir sorun varmış gibi gösterip, olayın temel nedeninin Kürt etnik milliyetçiliğin sebep olduğunu ima dahi edersek olayın varacağı sonu tahmin bile etmek benim aklımı bulandırıyor. Bu sebeple ülkede yaşayan her kültürden insanı bir kefeye koyup, yok etmeyin. PKK’nın kucağına atmayın. Tabanda başlayacak bir ayrım tavandakinden daha kadim olacaktır ve yaraların sarılması bekli de mümkün dâhilinde olmayacaktır.

read more

 
by SenYag
O kadın 6


Sustuğumda yuttuğum bütün yaşanmışlıklar senle birlikte kalkıp gidiyor sanki.
Sen haylaz bir çocuk gibi kanatlarını açıp gökyüzüne doğru haykırıyorsun.
O günlerdir sessiz sedasız, birbirimizi tanımadan giden zamana inat, rüzgârın yaprakları çaldığı gibi kalkıp gidiyorsun.
Durmalısın. Ben seni durdurmalıyım. Durdurmalı bir şeyler seni.
Böyle kolay terk edemez seni bulutsuz gökkuşaklarım.
Ayrılamaz senden sevecen ama bertaraf gençliğim, senin yokluğuna hasret yaşayamaz haylaz tarihim.
Kimsin sen? Daha ismini bile bilmiyorum.
Kalkışın çok ani oldu. Sefaletin bağrından kaçar gibi.
Suya hasret kalmış gözyaşların ağır ağır azalmakta.
Ben senin sılan olmuşum tüm bozgunluklara inat, kendimin gurbeti saymışım içimden çıkan ruhuma tezat. Sen gitmemeliydin. Beni terk etmemeliydin.

Durdun bir süre, üzerindeki bütün omurgasız hayvanları yavaşça silkindin. Denizi birazda ayakta alkışladın, tüm dalgaların dansını sanki kavalyen gibi selamladın.
Seyre daldın, ne o denizden kendini alabildin ne de düşüncelerinden. Ben içimden seni o banka oturtabilmenin planlarını yapıyordum gizli ve kalleşçe. İçimdekilerle çelişiyordum, içim içimi yiyordu. Ama sen gitmeye niyetleniyor fakat bir türlü gitmiyordun.
Bütün güneş ışıklarını sanki sen süzüyordun içine. Cimrilikte sınır tanımaz bir haylazlıkla bütün rüzgârı üstüne çekiyordu saçların.
Ayağa kalktım. Tüm medeni cesaretimi topladım ve bütün spontaneliğimle sana doğru yavaş yavaş yaklaşmaya başladım. Her adımda sanki ayak bağlarım biraz daha kopar gibi geriliyor. En yaşlı insanın kasları kadar tir tir titriyordu. Her adımımın hayatımdan sanki bir asır götürürcesine heyecanlı ve kabul edilemezdi. Kalbimin derinliklerine bir kurşun kadar hızlı saplanan hayalin gözlerimin önünden gitmek nedir bilmiyordu. Bütün sevdalarımı bir kenara yittim, eski mektuplarımı çatının her hangi bir köşesindeki küçük bir kutuya sakladım
.
Esrarlı bir vakitte esrarı içine çekmeye giden esrardan uzak keşler gibi ruhum karıncalanmakta, biraz önceki bank’a olan hasretim sanki her adımda daha da artmaktaydı.
Martılar havada uçuşuyor ve biraz sonra olabilecek her türlü (bilmiyorum ne tür bir şey olacak) olaya karşı hazırlıklı bir vaziyette tüm duyu organlarını bize çevirmiş dikkatlice bizi izliyorlar.
Deniz tüm hırçınlığını sanki beş dakikalığına bırakmış bir perde gibi ufuka kadar denizi örtmüştü. Biraz sonra tüm kızgınlığını bizim oturduğumuz banktan çıkaracakmış gibi sert sert gözlerimin içine bakıyordu.
Etraftan geçen bir beden bulamıyordu gözlerim. Koca kordonda yalnız ikimiz kalmış gibiydik.
Ama içimde yine tüm medeni cesaretsizliğimle bir korku mevcuttu. Sen beni fark eder gibi oldun. Önce beni ilgisiz gözlerle izledin.
Gözbebeklerinin içi o kadar parlaktı ki kendimi o kadar uzaktan dahi görmemem sanki imkânsızdı. Sen beni beklemiyordun bense seni aylardır tanıyordum.
Hatırlıyorum seni ilk gördüğüm günü. O banka hıçkırıklara boğulmuş, sessizce içleniyor, ara sıra gözünün altıyla etrafı çaktırmadan izliyordun.
Ağlayan bir kadın, bankta üzgün oturuyor, bütün güneşi kendine tapulamış, denizden başka hiçbir şeyi umursamıyor.
Sen günlerdir o bankta oturuyor. Ben seni her karakterde yeniden yaratıyordum. Sense benim farkıma bile varmıyordun.
İşte bu gün o gün, seninle resmen tanışacağımız gün. Bekle sana doğru beni getiren her adımım ömrümden asırlar kadar uzun sürdüğünü unutmadan bekle.

read more

 
by SenYag
O kadın 5


Hangi sevda seninkinden daha dem vurabilir ki gönlümün çadırlarına? Hangi aşk bir diğerinden kalan acıları silebilir ki, en derinden? Sen gönlünün perişanlığında kayboldun. Ben seni unutmaya çalışmaktan yoruldum. İstenmeyen hiçbir sevda kalmadı yaralarımdan. İçinde kanayıp duran külleştiremediğim kanatmalarımdan. Artık fışkırıyorum bir kayser gibi tüm küskünlüklerimi. Seni anlatıyorum tüm gördüklerime, görmediklerime. Onlarda bilmeli seni, bilmeli ne sahte aşklar varmış, şu gök kubbenin altında yalnız ve yorgun seyreden. Güneşe nazır uçuşan tüm martıların kanatlarından aşağı süzülen bir tüy gibi nasıl beyinlerinin üstüne çakılacaklar izle. Seni anlatıyorum tüm bilinenlere, bilinmeyenlere. Kimse duymasın demiyorum artık tüm hastalıklarımı, tüm yalnızlıklarımı, tüm içine kapalı bir kaktüs çiçeğinin gölgesinde sayıkladıklarımı. İlan ediyorum seni.

O kadın kimmiş öğrenecek herkes. Senin o kordonda kalan son rüzgârı nasıl yuttuğunu, son gün ışığını nasıl kararttığını bilecekler. Bilecekler seni ve şükredecekler, elleri göğe doğru yutkunarak söylenecek tüm dualar senin için olacak göreceksin. O Kadın, bu diyecekler içlerinden ve ben tükeneceğim.

O kordon boyunda oturmuş semayı izliyorsun. Bu kaçıncı gün doğumu hatırlamıyorum, bu gizemli buluşmaların. Artık soyutladık kendimizi dünyadan. Kordonda bizden başkası yok, hatırı sayılır hiçbir ses duyar değilim. Ara sıra taşlara vuran kar beyazı köpüklü dalgaların sensinden başka. Sen o bankta sessiz sessiz oturuyorsun. Ben seni halen bir kedinin ciğeri keşfetmesi gibi izlemeye çalışıyorum. Etraf karanlık oluyor sen halen gitmiyorsun. Tüm gün kıpırdamadan oturuyor, her gün bir öncekinden daha fazla denizi seyre dalıyorsun. Ama bugün içimde farklı bir teşebbüs var, gökyüzüne doğru.

Sende hafif bir kıpırdanma sezinliyor uykusuz gözlerim. Rüyalar kusuyorsun sanki göğsünden, suskunluğun yerini hıçkırıklara bırakmış. Anlıyorum bugün farklı bir şeyler olacak. Sen kendinden hareketler beslemiyor, arada bir soluksuz kalır gibi davranıyorsun. Güneşe kafanı kaldırıyor, tüm hayata küskün gibi haykırıyorsun, güneşe meydan okuyorsun. Bir kutrun aya uluması kadar asil ve yürekliydi bu bakışlar. Süresiz yalanlar söylüyorsun kaldırım taşlarına. Anlamsız hareketlerdi bunlar, ne yapmaya çalışıyor göz bebeklerin. Hafifçe ayaklandın. Önce sağına sonra aynı eda ile soluna bakındın ama günlerdir seninle yaşayan beni fark bile etmedin. Göz bebeklerimiz birbirine değmedi bile. O kızıla boyalı saçlarını savurdun rüzgâra doğru. Kardeş gibi sarıldı saçların rüzgârın kollarına. Sense ses çıkarmadın tüm bu olanlara. Sen, birkaç yüzün birleştiği, o sonbahar meltemine kapılmış beyaz bulutları arkasına alan yüzünle gidiyordun. Nereye bu gidiş nereden bu ayrılık gitme dur diyebilsem, keşke arkandan. Seslenebilsem bir romanın en içli karakteri gibi peşinden. Yırtabilsem şu film karelerinde ki şanslı ama aptal jönler gibi. Karar verdim bu gidişi engellemeliyim. Durdurabilmeliyim seni. Ama nasıl?

read more

 
by SenYag
Bütün Yalanların


Sana doğru uzanan bütün sesler, benliğimin hıçkırıklarıdır aslında. Sen kimseden bir tutam sevgi dilenemezsin. Ben senden başkasına sevgi veremem artık. Duygularım karmakarışık. Sözlerim süslü püslü. Tuttuğum bütün sözleri bugün yutturdun bana. Yavaşlıyor sanki rüzgâr, batmıyor kirpiklerim göz bebeklerime artık. Güneş saçmıyor artık etrafa ışık. Bir güneşin toprağı nasıl ısıttığını sana kim öğretmişti. Ne çabuk unuttun. Yunustan kalan yürekli şiirleri kim okumuştu boğazında kalan esaretin tutkusuyla, sana. Sen sözlerin efendisi, sen gözbebeklerimin tek perisi, sen karanfil kokulu tek kadın, peygamber çiçeğinin tek varisi, tek halefi. Bütün güzel sıfatlar sana layık. Bütün nehirler hep sana akıyor.

Sen susuyor, içli içli böbürleniyorsun. Kimseyi tanımıyor bakışların. Kaldırım taşları ayaklarının altında ezik büzük kıvranıyor. Ölüm senden korkuyor, güneş senden korkuyor, rüzgâr senden korkuyor. Sen bulunduğun yerin efendisi, bense senin tutkusuz tutsağın. Güzelliğinin tek vurgunu, kusursuz senin tek sırdaşın, tek arkadaşın. Hani ilk ışıkta mahşeri patlama olur ya gökten yere doğru, hani cefakâr çiçek ilk polenini savurur ya rüzgârın koynuna, hani bir bulutun yağmur yağması asıl olandır ya, senin gözbebeklerinin içine. İşte bende senin kalbinden gelen her şey kadar sahiciyim sözlerimde. Bir bahar yeli gibi tozpembe düşlerin var senin, bir çiçek kadar yaşama azmin, vefasız karıncalar kadar toprağa girme isteğin. Seni gül kokularında bulup, ilk görüşte tüm şehrin bacalarını tutuşturduğum kadın mısın hala? Hala bir mumun ardında beni gördüğün vakit sol yanın karıncalanmakta mı? Uzun uzun düşünme diye sen, ben söylüyorum bütün yalanlarını, ben savunuyorum güneşin tekrar doğması gerektiğini, ayın parlaklığını, yağmurun coşar gibi yağmasını, çiçeklerin her mevsim yeniden açmasını senin için savuruyorum tüm yokluğumu. Ben senin için göğüs geriyorum tüm kadın hakları işgalcilerine. Tüm düşüncelerimde senin ideolojin var artık, bütün siyaset kitaplarında adın var, senden bahsediyor bütün şiirler, bütün aydınlar aydınlanmayacakmış gibi hep senden konuşuyor. Sen varsın tüm televizyon dizilerinin hem kötü karakterli hem ezilen hizmetçi kızında. Tüm sokakta sen yürüyorsun. Bütün caddelere senin ismini vermişler. Tüm kız çocukları birbirini senin adınla çağırıyor. Ben her yerde seninle konuşuyorum. Aman sabahlar olmasın bu köhne dünyada. Güneş bir daha doğmasın benim doğduğum yere. Yağmur yağmasın benim bulunduğum kente. Ben her kente seni bulmamalıyım artık. Bırakıp gitmelisin sen, sen ve senin gibi her şey. Her tutkulu sevgili seni örnek almamalı, hem kimse bilmesin hem herkes duysun diye seni anlatmamalıyım cümle aleme. Sen en iyisi hiç olma, ben seni hiç görmemiş olayım. Soğuk kaldırım taşına basan narin ayakların ezip geçsin bütün yaşanmışlıkları, yaşanmamışlıkları. Sen en iyisi hiç olma. Ben ne seni yazıyor olayım şimdi ne de sen benim yazdıklarımı bil. Bilinmezlik olsun sonbaharın renkler karmaşasından uzak o kahverengi tozlu puslu sokaklarında. Hiçbir dilenci dilenmesin bizim aşkımızı. Kışın karın altında kalsın aşkımız. Belki bahara eriyip gider, hiçbir sevişmek kalmaz senden bu dünyaya.

read more

 
15 Eylül 2009 by SenYag
Kilim Dergisi Yeniden Soluk Alıyor


Kilim Dergisi Şenol Yağınlı Editörlüğünde Yeniden Okurları ile buluşmaya hazırlanıyor.

Kilim Dergisi suskunluğunu bozuyor…


Erzurum Atatürk Üniversitesinde eğitim gören bir grup edebiyat aşığı arkadaşın gayret ve samimiyetleri ile 1993 yılında başlayan ve 1997 yılında Çorum’u yayın merkezi yaparak yayın hayatını devam ettiren, birçok gencin dünyasında anlamlı bir yeri olan Kilim Dergisi önümüzdeki Eylül ayında okurları ile yeniden buluşacak olmanın heyecanını yaşıyor.
İlimizden Türkiye geneline yayın yapan Kilim Dergisi çeşitli sebeplerden dolayı 2005 yılında yayın hayatına ara vermek zorunda kalmıştı.

İlimiz Çorum’da 1996-2002 yılları arasında Lokman Erdoğan Genel Yayın Yönetmenliğinde ve bir grup edebiyat sevdalısı tarafından çıkarılan ve şehrimizin Edebiyat, Kültür, Sanat hayatına önemli katkılar sağlayan Kilim Dergisi Şenol Yağınlı’nın editörlüğünde yeniden okurlarıyla buluşacak.

Kilim Dergisi Yayın Editörü Şenol Yağınlı “İlimizin kültür tarihinde ve sivil toplum hayatında önemli roller üstlenen Kilim Dergisi’nin editörü görevine getirilmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi. “ Kilim Dergisi olarak ilimizin kültür ve sanatta penceresi olacağız. Geçmiş yılarda bu derginin havasın teneffüs edenler bugün ülkemize çok değişik alanlarda önemli hizmetler etmektedirler. Kilim Dergisi bu anlamda bir okuldur. Ve bu görevini tekrar en iyi şekilde yerine getirecek ve gelecek nesillere kalacaktır. Bütün örgencileri nezih bir ortamda bir araya toplamayı hedefliyor. Temel hedefin gençlerin sosyal hayatta aktifleşip, dilimizi korumak olduğu bu dergide, bütün yazarların edebiyat, kültür ve sosyal yazılarının yayınlanması hedefliyoruz. İnternetin yozlaştırdığı ve yeni nesil yazarların çıkmasının zorlaştırıldığı bu nesil için kâğıda yazılmış bu tür belgelerin kalıcılığı ve önemini anlatmak yerine, doğrudan gençlerle irtibata geçmek için yola çıkan bir ekip olarak, elinde yazısı olan sözlenecek sözü olan herkesi Kilim Dergisi bürosuna uğrayıp bir bardak çay içip sohbet etmeye davet ediyoruz.
Dergiye internet yoluyla ulaşmak isteyen yazarlar ve eser sahipleri için adresimiz; kilimdergisi@gmail. Com’dur.

İrtibat Tel: 0545 8467654
0 364 2123585



read more

 

Son Yazılar

Son Yorumlar

Çeviri


yukarı çık